Proje Ex Vivo: Bir Oyun Günlüğü

Client: Freelance
Date: January 1, 2019

Ex Vivo mu? Neymiş o?

Doğru dedin. Nedir bu Ex Vivo? Hemen açıklayayım ama biraz geriye gitmem gerekiyor. 3. sınıfta Oyun Tasarımı dersini aldığımda hocanın ağzından çıkan tek şey Unity idi. Unity? O da ne? Senelerdir merak ettiğim, bu insanlar bu oyunları nasıl yapıyor sorusunun cevabıydı Unity. Diğer merakım ise televizyondaki o logolar nasıl düşmeden duruyordu? Çocukluk aklı, ehe. I-hm, neyse. Programın arayüzünü kavramak için ada tasarlamaya başladık. Evet bildiğimiz ıssız ada. Çok iyiymiş nidalarıyla adamıza ağaçlar, bitkiler yerleştiriyorduk. Dedim tamam ben bu programı sevdim, Öğreneceğim. İnternetten videolar izlemeye başladım. Programın arayüzünü çözmeye çalışıyordum. Ama eski düşmanımla tekrar karşılaşmam uzun sürmedi. Kodlama! Kodlama bilmeniz gerekiyordu! Ah. Nefret ediyorum kodlamadan.

Tasarımcıların kabusu: Kodlama!

Lisedeki kötü anılarım canlanmaya başladı. 2.sınıfta C# dilini göstermişlerdi bize. Hesap makinesi yapmaya çalışıyorduk. O sınıftakilerin halini görmeliydiniz, monitöre kafa atanlar, sinir krizi geçirenler… Bana gelirsek öyle ya da böyle bir şekilde yapıyordum. O kısma çok takılmayalım, yapıyordum işte anlayın siz. Tabii her ders sonrası bölümüme lanet okuyordum. İşin şakası bir yana tabii ki kodlamanın önemini çok iyi biliyorum. Ama kesinlikle kolay bir iş değil, kodlama bilenlere saygım sonsuz. Ama hesap makinesi yapmak için kodlama öğrenmek başka, bir oyun yapmak için kodlama öğrenmek başka. Oyun yapmak çok daha eğlenceli! Ama daha zor!!? Sonrasında basit denemeler yapmaya başladım. Bulabildiğim her kodu kullanıp ne işe yaradığını daha doğrusu nasıl işe yaradığını öğrenmekti görevim. Daha çok zevk almaya başladım.

Program tamam gibi. Peki oyun?

İşte şimdi Ex Vivo’ya geliyoruz. Oyun Tasarımı dersinin finali için hoca 2 boyutlu bir platform oyunu tasarlamamızı istedi. Ama ben çoktan 3D’nin o eşsiz dünyasına kendimi kaptırmıştım. 2 boyut demek benim için siyah beyaza eşdeğerdi. Tabii ki de 2 boyutu da çok seviyorum, ama o farklı bir konu. Hocaya yaptıklarımı gösterdikten sonra 3D oyun yapma fikrimi kabul etti. Harika! İyi ama ben ne yapacağım? Ne bir senaryom vardı ne de bir fikrim. 2-3 gün sonra arkadaşımla evde film izleyelim dedik. Filmi seçtik. Zaman yolculuğu ile ilgili. Hep sevmişimdir bu tarz filmleri. Film bitip, televizyonda isimler geçerken aklımda tek şey vardı. Neden zaman yolculuğu ile ilgili bir oyun yapmıyorum?

Işık, Kamera, Senaryo.

Kaç saat sürdüğünü bir beyin fırtınası yaptıktan sonra ana fikrimiz bu oyunun bir adada gelmesiydi. Çünkü tek başıma bilgisayar oyunu yapacağım dediğinizde insanlar size hadi oradan der. Haklılar. O Triple A dediğimiz yüksek bütçeli oyunlar 100-2000 insan tarafından yapılıyor ve bu sayılara rağmen seneler sürüyor. Hem tek başıma yapmaya çalıştığım için hem de zaman mekaniklerinin etkisini kısıtlamak için en iyi seçenekti ıssız bir ada, hem seviyorum da galiba ada konseptini. Ama senaryoda eksikler vardı. Aslında bu yazıyı yazarken bile senaryoda daha farketmediğim bir sürü mantık hatası vardır.

Görevimiz: Arayüz

Evet, evet biliyorum. Daha ortada oyunun kendisi yokken ne alaka arayüz tasarımları yapmak? Ama bir dinleyin. Bir yandan Unity’yi öğrenirken diğer yandan boş durmak istemiyordum. Yapılacak çok iş var, boş durmak olmaz değil mi? Aşağıdaki videoda gördüğümüz bir splash screen. Yani oyun ilk açıldığında bu görüntü bizi karşılayacak. Ondan sonra da oyun menüsü tabii ki. Onu da yaptım. Daha doğrusu denedim diyelim, menü kesinlikle değişecek! Son kararım.

Zaman Mekanikleri

Keşke zamanı ileriye alabilsem ve oyunun bitmiş halini Steam’e koyup, “Ex Vivo çıktı!” diyebilsem. Ama maalesef öyle bir gücüm yok, ama oyunda olacak. Yani. Umarım. Oyunu oyun yapan asıl kısma, mekanikler kısmına hoşgeldiniz. Aşağıdaki videoda görebildiğiniz üzere zamanı geriye alabiliyor, düşen kutuları eski haline döndürebiliyorsunuz. Ama bu kodu ben mi yazdım? Hayır. Tasarım? Kötü. Çok kötü. Sesler? I-ıh. İşte burada başımdan büyük bir işe kalkıştığımı fark ediyorum. Büyük resmi gördüm! Ama pes eder miyim? Asla! Daha sonra ne oldu biliyor musunuz? Para var huzur var dedim gittim Asset Store’dan zaman mekaniğinin kodlarını içeren bir eklenti aldım, 150 liraydı. O anda düşündüm, para var mı gerçekten? Sen öğrencisin kendine gel. Hayır alacağım. Aldım da, ama ne oldu? Eklentiyi kurmak mekanikleri baştan yazmaktan daha zor! Boşuna harcadığım 150 liraya mı yanayım yoksa hiçbir yol katedememe mi?