Genç Kırmızı Tasarım Yarışması

Client: Genç Kırmızı
Date: February 18, 2018

Damızlık Kızın “Öyküsü” varsa benim de var!

Arkadaşım mesaj atıp bu sene Genç Kırmızı’ya katılacak mısın dediğinde tek düşündüğüm “Bursa’da, babama evini taşıması için yardım ederken ve üstüne eve sinmesin diye balkona yollandığım sigara araları yüzünden hasta olup, çökmüş bağışıklık sistemim ve dahası o hafta sonu Kosova’ya gidecekken mi!?” idi. (Genç Kırmızı da ne diyenler için, Doğan Kitap Yayınevinin her sene düzenlediği 3. ve 4.sınıfların katılabildiği bir kitap kapağı tasarım yarışması.) Düşünmek için zamanım yoktu. Ama ne olursa olsun yapmalıydım bunu, geçen sene yarışmaya okuldan bir arkadaşım kazanmıştı ve o heyecanı, tatlı stresi benim de yaşamam gerektiğini fark ettim. Dedim kabul, ben de varım.

Kabul ettikten sonra brief geldi. Hmm, brief. Türkçesi neydi? Daha bulamadık galiba, biz kısaca BBG diyelim. Yani “Bana Bunlarla Gel.” BBG’de Margaret Atwood’un yazdığı Damızlık Kızın Öyküsü adlı kitabın kapak tasarımı yapılacağı yazıyordu. Orijinal adı; The Handmaid’s Tale. Nereden duydum ben bunu deyip Google’dan arattım. Ah! Tabii ya. Arkadaşımın bunu kesinlikle izlemelisin dediği diziydi bu. Meğerse 1985’te yazılan kitabının dizi uyarlamasıymış o, hatta filmi bile varmış. Hemen kitabı sipariş ettim. Ama hafta sonu gelmişti ve benim Kosova’ya gitmem gerekiyordu. Kitap yetişmedi, ama yetişse de okuyamazdım muhakkak. Tabii ki diziyi de izlemem gerekiyordu. Aman neyse döndüğümde hemen başlarım dedim. İnsan ne zaman halletmesi gereken bir iii hallederim yeaaa deyip ertelese, başına binbir türlü şey geliyor. Mesela Pazartesi sabahı Kosova’dan İstanbula döndüğümde sesimin kısılması, öksürük nöbetlerimin coşması kısacası hiçbir şey yapamayacak hale gelmem gibi. Ve teslim çarşamba gününe. 2 günüm var!

Ama yine de, oturdum 50 sayfa kitaptan okudum, 30 dakika diziden seyrettim, ve fikir(ler) gelmeye başladı. Tabii o haldeyken çok da bir şey beklemiyordum kendimden.

Kadınların birer damızlık gibi, sadece bebek fabrikası olarak görülmesi. Hmm. Hepsi kırmızı giyiyor, kafalarda kocaman bir, aaa, eee, o kafalarındaki şey neydi? Şapka? Yok, değil. Kulaklı şapka? Kukuleta? Eminim benim şu an bulamadığım, harika bir ismi vardır.

Barbie Bebek

Tutsaklık. Bebekler. Ölüm. Bebekler?

Doğru ya, bebekler. Neden şu çocukların oynamayı çok sevdiği Barbie bebekleri kullanmıyorum? Eminim onlar da konuşabilseydi ilk diyecekleri şey “Mayday” olurdu. Mayday, Fransızca’da “İmdat” demekmiş bu arada, bunu da kitaptan öğrendim. Neyse hemen internetten Barbie fotoğrafları bulmalıyım.

O da ne? İstediğim gibi bir fotoğraf yok. İş başa düştü. Hemen en yakındaki oyuncak mağazasına koşmam uzun sürmedi. Hem daha iyi, en azından alacağım Barbie istediğim pozu verir. Ama Barbie’nin size poz vermesini sağlamak ve onu şekilden şekile sokabilmek için para konusunda cömert davranmanız gerekiyormuş. Öğrenciyim ben. Tabii ki en ucuzunu alıp eve döndüm.

Fotoğraflar? Raw olarak çekip Lightroom’da düzenledim. Sonra ise Photoshopta gerekli düzeltmeleri yaptım. Şimdi kim gülüyor Barbie? Haha. Bu Barbie’nin rengi ne olsun hmm. Yeşil. Yok mavi gibi. Asker ve orduya da bir gönderme gibi olsun. Hah. İşte bu. Bir de el yazısı ile kitabın ismini yazayım, böyle Barbie’yi sarmalasın zincirler gibi. Ama zarif bir el yazısı olsun kadınlar gibi.

Wacom tablet ile Illustrator kullanarak elimle çizmeye başladım. Ama bir dakika, benim el yazım çok kötü ve ilk defa handlettering deniyorum. Yo yo dostum zaman yok. Hazır bir font ile denemeliyim. Ama bu da, hmm olmadı. O zaman beni hep şaşırtarak her yere uyan font olan DINbek‘i deneyeyim. Güzel. Gibi. Yani. Bu sefer pek şaşırtmadı. Hangi gündeyiz? Bugün çarşamba. Yapacak bir şey yok. Olduğu kadar.

DINBek Önizleme

Yapacak birşey yok. Olduğu kadar?

Bilgisayarın başından kalktığımda saat sabahın 7’siydi. Vücudum uykusuzluktan isyan ediyor. Bugün akşama kadar dersim de var oysa, dayanmalısın vücut. Hazırlanıp gidiyorum okula. Okulda yarışmaya katılan diğer öğrenciler ve danışman hocam stresli. Herkes yaptığı işi son bir kez hocaya gösterip düzeltmeye çalıyor. Saat 18.00’da son teslim. Saat 17.00 civarı gidip tasarımımızı yükletiyoruz. Bir oh çekiyor herkes. İçimden tekrar ediyorum, olduğu kadar.

Damızlık Kızın Öyküsü - Volkan Aydın